Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nden Dr. Mustafa Caner, İran’ın savaş sonrası dönemde karşılaşabileceği siyasi ve stratejik dinamikleri analiz ediyor.
İsrail, savaşın devamını arzuluyor ve bu süreçte Pakistan’ın önderliğinde yürütülen barış müzakerelerini dikkatle izliyor. Lübnan’ı, baskı ve sabotaj aracı olarak kullanma ihtimalini korurken, uluslararası medya üzerinden Pakistan’ı hedef alarak Körfez bölgesini İran’a karşı kışkırtma çabalarını da sürdürüyor. İsrail’in, İran’a yönelik savaşın sürmesini istemesi dikkat çekici bir durum. Öte yandan, ABD’nin askeri varlığını güçlendirmek amacıyla hava ve deniz yollarıyla sevkiyat yapmaya devam etmesi, ateşkes sürecinin kırılganlığını artırıyor. İran ise askeri altyapısını ve kapasitesini güçlendirmek için çabalarını sürdürmekte. Taraflar, ateşkesin başarısız olma ihtimalini ciddiye alıyor, ancak şu an için İsrail dışında hiçbir aktör yeniden savaşa dönmeyi istemiyor. Fakat koşullar zorlayıcı hale geldiğinde savaş seçeneğinin masaya geri gelebileceği unutulmamalı.
Savaş esnasında İran’ın siyasi yapısında belirgin değişimler yaşandı. Tarafların savaş sonrası beklentileri, birbirleriyle olan pozisyonlarını şekillendiren en önemli etkenlerden biri. İran’daki siyasi yapının nasıl bir yön alacağı ve siyasal gündemi belirleyecek tartışmaların ne olabileceğini anlamak için, İran’ın stratejik zihninin savaş süresince nasıl evrildiği üzerinde düşünmek gerekiyor. Genel olarak, İran’ın siyasi yapısının daha katı bir hale geldiği gözlemleniyor. Reformist, muhafazakâr, ılımlı ve radikal tüm gruplar daha sert bir duruş sergilemeye başladı. İç siyasi dinamiklerde Payidari Cephesi gibi radikal grupların etkisi arttı.
Bu durumu etkileyen iki ana neden var. İlki, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in müzakereler devam ederken öldürülmesi; bu olay, Tahran’ın müzakerelere yaklaşımını değiştirdi ve daha uzlaşmaz bir pozisyona yönelmesine neden oldu. Artık müzakerelere, öne sürdüğü maddi şartlar karşılanmadan katılmıyor. İkincisi ise, İran’ın bu savaşta mutlak bir galip olarak kendini görmesi. ABD’nin askeri olarak İran’ı mağlup edememesi ve rejim değişikliği hedefine ulaşamaması, İran’ın elindeki kartların değerini artırmış durumda. İran, ABD’nin askeri başarısızlıklarını müzakereler yoluyla telafi etmesine kesinlikle izin vermeyeceğini düşünüyor.
Savaş sonrası yeni denklemler, Hürmüz Boğazı’nın stratejik öneminin daha iyi anlaşılmasıyla şekillendi. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, dünya deniz ticaretinin rehin alınması anlamına geliyor. Enerji kaynaklarının önemli bir kısmı bu boğazdan geçiyor; dolayısıyla, enerji piyasalarında dalgalanmalara neden olabiliyor. Akaryakıt fiyatları gibi birçok alanda ciddi etkiler hissedilmeye başlandı. Bu durum, sadece enerji ticareti değil, aynı zamanda gübre, tarım ürünleri, kritik mineraller gibi pek çok emtianın küresel arz krizine yol açmasına da neden oluyor.
İran’ın bu yeni stratejik dönemde nasıl bir yaklaşım sergileyeceği, bölgedeki güç dengesini etkileyen kritik bir unsur olmaya devam edecek.

